Gelişimin Yasası: Konfor Alanı Dışına Çıkmak

Dünya hayatında insan doğar, büyür ve ölür. Bu döngü hayatın yasasıdır. Dünyaya  gözlerimizi ilk açtığımızda  bilinçli zihnimizin hiçbir şeyden haberi yoktur. Kim olduğumuzu, ailemizi, çevremizi, doğayı kısacası hiçbir bilgiyi bilemeyiz. Zaman ilerleyip, yaşımız büyüdükçe kendimizi, ailemizi, doğayı tanımaya başlarız ve korkusuzca, risk nedir? Bilmeden istediğimiz davranışı istediğimiz yerde sergileriz.

konfor-alanı-içerisinde-kalmak
Trump’tan hoşlanmadığını ağlayarak belli eden bebek 🙂

Bu evrede bizler fiziksel olmasa da ruhsal anlamda özgürüzdür. Bu ruhsal anlamdaki özgürlüğümüz, yaşımız ilerledikçe azalır. Artık  istediğimiz gibi davranamaz istediğimiz gibi konuşamayız. Öyle noktaya geliriz ki hayatımız iş – ev veya  okul – iş olur. Hayatımızı görünmeyen duvarlar ile çevreler ve bu görünmez duvarların arasında yaşarız. Tıpkı akvaryuma kapatılmış bir balık gibi. Oysa ki bizler, akvaryumda değil okyanusta yaşamaktayız.

Konfor Alanı Nedir? 

Günümüz dünyasında bizlerin akvaryumuna, konfor alanı denilmektedir. Bizler konfor alanı ( Rahatlık alanı da denilebilir. ) dediğimiz bu alan içerisinde kendimizi rahat ve güvende hissederiz. Çünkü kullanacağımız yol, yapacağımız iş, bineceğimiz otobüs hatta kuracağımız cümleler bile bellidir. Karşımızda duran hiçbir bilinmemezlik yoktur. Bu yüzden kendimizi rahat hissederiz . Ancak  konfor alanı içerisindeki bu rahatlık sonrasında, atalet ve monotonluk tüm hücrelerimize yayılır ve tam anlamı ile kabuğumuz içerisinde yaşamaya başlarız. Sonuç olarak çocukluk evresindeki ruhsal özgürlüğümüz artık kapana kısılmış durumdadır.

Konfor-alanından-nasıl-çıkılır

Ruhsal özgürlüğümüzün kapana kısılması neticesinde sevmediğimiz işte çalışır, aynı kıyafetleri giyer, aynı cümleleri kurar ve aynı aynı eylemleri gerçekleştirerekten hayatımızı devam ettiririz. Kısacası konfor alanı nedir? Sorusuna cevap olaraktan konfor alanı, bizim belirli eylemleri sürekli olaraktan yaptığımız ve minimum stres hissettiğimiz rahatlık alanımızdır. 

Peki bizler, neden konfor alanı içerisinde yaşamak isteriz? Beynimiz ve konfor alanı psikolojisi arasındaki bağlantı nedir? 

Konfor Alanı İçerisinde Yaşamak İstememizin Sebebi Nedir?

Konfor alanımızda yaşamak istememizin en büyük sebebi: Erteleme hastalığı ve atalet nedir? Makalelerimde bahsetmiş olduğum üzere ilkel zihnimizdir. İlkel zihnimizin doğasında yani bizlerin özünde enerjimizi korumak ve risk almaktan kaçınmak vardır. Aslında ilkel zihnimizden haberdar olmak bile beynimiz ve konfor alanı psikolojisi arasındaki bağlantıyı bizlere açıklar. 

Şu şekilde düşünün; enerjimizi korumak isteriz çünkü, vahşi doğada bir kaplan tarafından saldırıya uğrarsak mücadele edecek gücümüzün olması için, risk almaktan çekiniriz; çünkü alacağımız herhangi bir riskli davranış neticesinde yaşamımız son bulabilir. Bizler bilinçli zihnimiz ile sadece bir şeyler yapmak istemediğimizin, risk almaktan çekindiğimizin, harekete geçmek istemediğimizin farkında oluruz ve kendimizi konfor alanımıza kapatır, hayatımıza sabit bir şekilde devam ettiririz.

Hayatımız, her gün aynı işleri yaparak, sabit bir şekilde devam ederken, ilk başlarda her şeyin yolunda olduğunu varsayarız. Ancak gün geçtikçe bu sabit yaşam tarzı bizleri gelişime kapalı, monoton ve sıkıcı bir hayata doğru götürür. Bu yüzden, bizlerin konfor alanı içerisinde yaşamasının en önemli sebebini iyi bilmeli ve iyi anlamalıyız.

Bizlerin konfor alanı içerisinde kalmasının en büyük sebebi hakkında, şu gerçeği unutmayın: İlkel zihnimizin bizim kendimizi geliştirmemizle, başarılarımızla, isteklerimizle uzaktan yakından alakası yoktur. O sadece en temel dürtülerimizi dikkate alır; yaşamak, karnımızı doyurmak, soyumuzu devam ettirmek gibi. Bizlerin başarılı bir insan olması, kariyeri, zengin bir hayat yaşamak istemesi, korkularını yenmeye çalışması gibi durumlar ilkel zihnimiz tarafından boşa enerji kaybı olarak algılanır ve sizlerin, ona göre bu tarz boş işlerle uğraşmaması için elinden geleni yapar.

Mesela tam bir işe başlamaya hazırlanırsınız bir anda zihninize size o işi yaptırmamak için bir sürü düşünce gelir. Bu düşüncelere bahane ismi verilmiştir. Sizler bu düşüncelere uyar hareket etmezseniz konfor alanı içerisinde kalmış olur ve gelişemezsiniz. Konfor alanı içerisinde kalmanız ilkel zihniniz için sevindirici bir haber iken sizleri bekleyen başarılar için üzündürücü bir haberdir.

Kısacası konfor alanı içinde kalmak istememizin en büyük sebebi ilkel zihnimizdir. İlkel zihnimizin konfor alanı içerisinde kalmak istemesinin en büyük sebebi ise temel dürtülerimizi dikkate alıp bizi hayatta tutmaya çalışmasıdır. Konfor alanı psikolojisi temelinde yatan gerçeklik, ilkel zihindir.

Konfor Alanı İçerisinde Yaşadığını Nasıl Anlarsın?

Konfor alanımız her alanda mevcuttur: uyku saatlerimiz, ders çalışma saatlerimiz, sosyal ilişkilerimiz, yürüdüğümüz yol, kısacası aklınıza gelebilecek her alanda kendi konfor alanımızı oluşturur ve bu konfor alanı içerisinde yaşamaya başlarız. Mesela her gün 2 saat ders çalışmak benim konfor alanım iken, her gün 8 saat uyumanız sizin konfor alanınız olabilir. Diyelim ki ben bugün 2 saat yerine 3 saat çalışırsam konfor alanım dışına çıkmış olurum, sen 8 saat yerine 7 saat uyursan kendi konfor alanının dışına çıkmış olursun.

Kendi konfor alanlarımızı bulabilmek için  kendimizin hangi alanlar da rahat ve güvende olduğuna bakıp bulmamız gerekir. Konfor alanlarımızı bulmalıyız ki ataletten ve monotonluktan kurtulalım ve kendimizi geliştirelim. Sizlere şuan söylediğim ataletten, monotonluktan kurtulmak ve kendimizi geliştirmek gibi kavramlar saçma gelebilir. Ancak zaman ilerledikçe hayatınızda kazanmış olduğunuz başarılarınız sizlere çok büyük rahatlıklar ve mutluluklar getirir.

Mesela 30 yaşınıza geldiğinizde modern kölelikten kurtulmuş ve kendi işini kurmuş iyi bir gelir kazanan bir birey olmanız, 3 veya daha fazla dil bilmeniz, dünya turuna çıkacak maddi ve manevi gücünüzün olması, yaşadığınız toplumda tanınan ve saygı duyulan bir kişi olmanız gibi durumlar, sizlere “İyiki zamanında konfor alanımın dışına çıkmışım, kendimi geliştirmişim” demenize neden olur.

Konfor alanı içerisinde kalmak istemeniz sonucunda ise yıllar boyu aynı yaşam tarzı içerisinde yaşarsınız. Sevmediğiniz işinizde çalışır, bıkmış olduğunuz otobüse biner, görmek istemediğiniz insanları görür, Türkiye’nin bile yüzde 5’ni gezemeden ömrünüzü tüketirsiniz. Sonrasında her sıradan insanın yaptığı gibi hayatı şikayet eder, hayatın sizin yüzünüze gülmediğinden dem vurur durursunuz. Ancak geçmişte paylaşmış olduğum makalemde dediğim gibi sizin şikayetleriniz, canınızın acıması, mızmızlanmanız HAYATIN UMRUNDA DEĞİLDİR . Hayattaki istediklerimiz durması gereken yerde durur, onları gidip oldukları yerden almak bizim görevimizdir.

( Bkz: Hayatı şikayet eden insanın anotomisi

Demek istediğim bu hayatta iki seçeneğimiz var ya konfor alanımız içinde kalıp, aynı hayatı yaşıyacaz, toplumun yüzde 80’lik kısmı gibi hayatın yüzümüze gülmediğinden şikayet edip duracağız ya da konfor alanımızın dışına çıkıp hayatın içerisine giricez ve kendi isteklerimizi gerçekleşmesi için var gücümüzle çalışıcaz.

Bu doğrultuda mücadeleye gireceksiniz ilk olarak  “Benim konfor alanım ne?” sorusunu kendinize sormalısınız. Ve alacağınız cevap doğrultusunda, o alanda kendinizi geliştirmelisiniz. Kendinizi geliştirme eylemini ise belirli bir sıraya göre yapmalısınız. Yani kendinize bir hedef belirlemeli ve bu hedefler doğrultusunda ayrıntılı bir plan tablosu oluşturmalısınız. Bu işleyişe  göre gidersiniz, konfor alanından çıkar, öğrenme alanı bölgesine geçersiniz. Peki öğrenme alanı nedir? 

Öğrenme alanı, konfor alanı bölgenizden kolayca çıktığınız ve az dozda strese maruz kaldığınız bölgedir.  Öğrenme alanı bölgesinde, belirli bir oranda stres vardır ve bu streste iyidir. Nitekim, aşağıda anlatacağım üzere bizlerin gelişmesi için, belirli oranda olumsuz duyguya ihtiyaç vardır.

Bizler Nasıl Gelişiriz?

Bizlerin ve diğer canlıların gelişme biçimi aynı şekilde olur. Mesela fareler üzerinde yapılmış bir deneyde  fareler bir labirente koyuluyor ve bacaklarına da belli ağırlıklar sabitleniyor. Fareler bacaklarındaki bu ağırlıklar ile labirentte dolanıyor ve çıkışı bulmaya çalışıyor. Tabi bu süreçte bacak kasları da gelişmeye başlıyor. Farelerin bacak kasının hacmi ve gücü arttıkça kilolar daha da arttırılıyor ve  kas gelişimi devam ediyor.

3 ay kadar sonra, farelerde yapılan testlerde farelerin bacak bölümü ile ilgili 112 tane yeni genin aktif hâle geldiği görülüyor. Yani, vücutta atıl halde duran genler aktif hâle geliyor ve farenin potansiyelini arttırıyor.

Peki farenin beyni bu süreçten hoşlanıyor muydu? Sonuçta hangi canlı ister ki karmakarışık bir labirentte ayağında koca koca ağırlıklarla gezmeyi? Elbette farenin beyni bu durumdan hoşlanmıyordu; ama hoşlanmadığı bu durum onun gelişmesini sağlıyordu.

Bu ağırlık farenin bacağının gücü arttıkça daha da arttırılıyordu; çünkü beyin 1 ay önceki ağırlığa da artık alıştığı için bu ağırlık da konfor alanının içine giriyordu ve vücut gelişimi duruyordu. Gelişime devam etmek içinse mevcut potansiyeli zorlamaya devam etmek gerekiyordu.

Biz insanların fiziksel ve ruhsal anlamda gelişmesi de aynı fare ve diğer canlıların gelişmesi gibi olur. Beynimiz herhangi fiziksel ve ruhsal bir olayda zorlandıkça o zorluktan kurtulabilmek için adaptasyon sürecine giriyor yani mücadele etmeye başlıyor. Beynimizin bu zor durumdan kurtulmak istemesinin amacı kendisini tekrardan rahat konumuna sokma isteğinden kaynaklanır.

Mesela kasların gelişebilmesi için ağırlık kaldırırız ve ağırlık kaldırdığımız organ üzerinde stres uygularız. Beynimiz, ağırlık kaldırma anındaki stresten kurtulabilmek için o organımızı geliştirir ve belli bir zamandan sonra bizlere stres veren o ağırlığı kaldırmak, bizler için çok kolaylaşır.

Beynimiz, fiziksel ve ruhsal anlamda hiçbir zaman acı çekmek istemeyecektir. Bizler bilinçli zihnimiz ile acı çekmeyi kabul edip zorlukların üzerine gitmeye başlayınca, bizi konfor alanında tutmak için elinden geleni yapacaktır. Ancak fiziksel ve ruhsal anlamdaki zorlukları umursamaz ve acının üzerine yavaş yavaş gidersek beynimiz bu zor durumdan kurtulmak için kendisini geliştirecektir.

Beynin ruhsal anlamda kendisini geliştirmesine örnek verirsek, birisi köyden şehre geldiğinde hiç kimseyi tanımadığı ve tamamen yeni olduğu bir ortama girdiği için ilk başlarda  duygusal anlamda çok zorlanır. Otomatik olarak beynin bu durumdan kurtulmak için gerekli olan kısımları, mesela kreatiflik, duygusal istikrar ile alakalı olan kısımları gelişir ve insan kendisi de farkına varmadan artık daha iyi düşünür, daha iyi işler ortaya koyar ve bulunduğu kötü durumdan çıkmayı başarmış olur.

Üstüne bir de o kısımlar gelişmiş olduğundan bu onun önceden şehirde yaşamış birçok başarılı kişiden daha başarılı olmasını sağlar. Yani kısacası rahatsızlık ve zor durumda olmamız bizleri başarıya itmiş olur. İşte bu yüzden, öğrenme alanına geçiş yapmak  bizler için çok önemlidir. Nitekim, öğrenme alanında belirli dozda olumsuz duygu vardır. Beynimiz kendisini bu olumsuz duygulardan kurtarmak için geliştirir, yani biz gelişmiş oluruz.

Hiçbir zaman unutmayın: Rahatsızlık ve zorluk sizi geliştirir, konfor alanı ise sizin gelişmenizi engeller. Daima öğrenme alanı içerisinde olmaya çalışın. 

Konfor Alanının Dışına Çıkmak İçin Ne Yapılmalıdır? 

Konfor alanının dışına çıkmak için ilk olarak şunu anlamalısınız: Şuan da devamlı olarak yaptığınız eylemlerin birçoğu sizin kendi kendinize çizmiş olduğunuz sınırlarınızdır. Siz bu sınırlar dahilinde yapmış olduğunuz eylemleri rahat hissetmek için yapıyorsunuz. Ya da başka bir deyişle, şuandaki rahatlığınızı bozmamak için o sınırların içinde kalmış oluyorsunuz. Bunun için şimdiki hayatınıza kendi ellerinizle oluşturduğunuz bir kafes gibi bakın ve onun sınırlarını görmeye çalışın.

Kendini geliştirmek istediğin alanlar senin konfor alanın dışındadır. Mesela sosyal ilişkilerden örnek vermemiz gerekirse, sen erkekler ile çok rahat bir şekilde iletişim kurabiliyorsun diyelim ama kızlar iletişim kurmakta zorlanıyorsun, utanıyorsun vs. İşte senin erkekler ile sohbet etmek iletişim kurmak konfor alanının içerisindedir. Ancak kızlar ile iletişim kurmak konfor alanının dışarısındadır. Yani tehlikeli alan içerisindedir.

Senin konfor alanının dışına çıkabilmen için kızlarla sohbet etmeye başlaman, öğrenme alanı içerisine girmen gerekir. Aynı şekilde 10 kg ağırlığı 30 tekrar yapabiliyorsan bu senin konfor alanındır, her gün 8 saat uyuyorsan bu senin konfor alanındır, her gün sevemediğin iş ortamına gidip aynı işleri yapmak bile senin konfor alanındır. ( Konfor alanı içerisinde yaşamayı konforlu zannetmeyin, bu alanda risk olmadığı için konforlu denilmektedir. )

Konfor alanının dışı senin zorlandığın, beyninin o zorluktan kurtulmak için harekete geçtiği kısımdır. Buradaki asıl kilit nokta beynin harekete geçebilmesi için ilk olarak zorluğu, rahatsızlığı görmesidir. Burayı iyi anlamalısınız: Beynin harekete geçebilmesi için ilk başta zorluğu görmeye başlaması gerekir. Mesela tüm psikologlar korkuları yenmek için korkular ile yüzleşmek gerektiğini söyler. Peki neden? Çünkü beyin, o korku anını görmeden, hissetmeden harekete geçmiyor. Günde 100.000 defa “Ben cesurum, benim korkum yok” tarzında cümleler kursanız da beyniniz yine hareket geçmez, sebebi ise beynin bu cümleler ile o korku duygusunu hissetmeyecek, hissedemediği için de o korku duygusundan kurtulmak için mücadele etmeyecektir.

Ancak adım adım korkular ile yüzlemenin sonucunda beyin korku duygusunu hissedip harekete geçecek ve mecbur kendisini tekrardan rahat konumuna sokabilmek için o korku duygusu ile mücadele edecek ve o korku duygusunu yenecek.

(Bkz: Korkularla Yüzleşmek

Bizlerin herhangi bir alanda kendimizi geliştirebilmesi için, ilk önce beynimiz uyandırmamız gerekecek, bunu sürekli ve bilinçli bir şekilde yapıcaz. Mesela konfor alanının dışına çıkmak istedin ve her gün 8 saat yerine 7 saat uyuma kararı aldın. İlk kalktığın gün beynin zorlanacak, belki de kendini tüm gün boyunca 1 saat daha az uyudun diye uykusuz gezeceksin ancak sen beynini harekete geçirmeye başlamış olacaksın.

Aynı şekilde ikinci, üçüncü ve diğer günlerde 1 saat daha az uyuyup sürekli olarak 7 saat uyumaya başlayınca beynin, kendisine acı ve zorluk veren durumdan kurtarıp kendisini tekrardan rahat konumuna sokabilmek için adaptasyon sürecine girecek ve belli bir süreden sonra 7 saat uyumak sizlere hiçbir acı vermemeye başlayacak.

Özetle: Konfor alanı dediğimiz kavram ilk insanlardan günümüze kadar vardı. Dünyamızda yaşamış ilk insanların da konfor alanları vardı ancak yaşamak ve gelişmek için onlar konfor alanlarının dışına çıktılar ve dünya her çağda insanların biraz daha konfor alanlarının dışına çıkmasıyla gelişti. Günümüz dünyasında ise insanların zorluklar ile başa çıkmasına kendisini geliştirmesine, konfor alanı dışına çıkılması ismi verildi ve bu kavram dünya genelinde oldukça ilgi duydu. Öyle ki Instagram da bile #comfortzone adı altında 700.000 gönderi paylaşıldı.

Son olarak insanın gelişimi zorluklar ile mücadele etmesi ve bu zorlukların üstesinden gelmesi ile gerçekleşir. Bu hayatın yasasıdır. Ve bu yasa taş devrinde de geçerliydi. Günümüz dünyasında da geçerli ve gelecek zamanda da geçerli olacak. Bu yüzden gelişebilmemiz için kendimizi zorlama ve mücadele etmeliyiz.

admin

Zihin ve ilişkiler konusunda , sizlerin adına içerikler üreterek , sizleri duygusal ve zihinsel anlamda daha güçlü bireyler yapmayı amaçlıyoruz . Felsefe ve niş konularımızdan haberdar olabilmek için bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip edin .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir